Opr. Dr. Mehmet Kasım / Kadim Bilgelik

Yazar by tarafından Aug 12, 2012 tarihinde Kişisel Gelişim

Opr. Dr. Mehmet Kasım / Kadim Bilgelik

Opr. Dr. Mehmet Kasım’la Kadim Bilgelik &
Yükünç Sağlıklı Yaşam Öğretileri 

Opr. Dr. Mehmet Kasım, eşi Dr. Müge Kasım tarafından geliştirilmiş Yükünç Sağlık Sistemi İbni Sina öğretileri, ayurveda ve sufilikle birleşmiş, adını vücuttaki enerjinin boşaltılması ve yeni enerjinin yüklenmesini esas alan bir öğretidir.

Kadim Nefes Öğretileri

Kendini Bilme Öğretileri

Kadim Bilgelikte Enerji Bedeni Öğretileri

Kadim Bilgeliğe Giriş

Yaradan ve Yaratılış

Kadim Bilgelikte Enerji Bedeni

Nefes (Prana, Chi) ve Önemi

Çakralar, Lataifler, 14 Enerji Kanalı

Elementler, Erkler, Enerji Dosyaları

Bilgelikte Beslenme, Metabolizma

Enerji Merkezleri (Eş-İgler)

Kadim Bilgelikte Arınma (Detox)

Yeni sınıf için formu doldurunuz: www.jupiterdanisma.com/etkinlikler


Kadim Bilgelikte Kendini Bilme Öğretileri

1.İnsanın Yapısı

Kadim Bilgelik içinde insan ?Ruh-Kalp-Beden? üçlüsü ve ?Araba-Atlar-Dizgin-Sürücü-Yolcu? beşlisi olarak tanımlanır. Bu öğretide bunları tek tek inceliyoruz.  Ayrıca insanın 33 parçası vardır. Bu Oğuz Han destanında anlatılmaktadır. Ayrıca insanın fiziki, enerjik ve ruhsal yapısını bütün bu kadim bilgelik içinde gözden geçiriyoruz.

2.Gerçek Yaşam Ve Özgürlük

Yaşama Hazırlık:

İç yaşam yolculuğu doğumdan ölüme kadar uzanır. Bunun için de bir hazırlanma gerekir.

İlk hedef bizi tutan bağlardan kurtulmamız gerekir. Kişinin aileye, çevreye, topluma ve tüm insanlığa ödenmesi gereken bir borcu olmalıdır. Aynı zamanda gerek arzularını ortaya çıkartmalı, yalancıları da yakmalıdır. Üzüntü ve pişmanlıktan kişi arınmalıdır. Şükran hissi ile donanıp denge ve ahenk içinde olunulmalıdır.

Yaşamın Amacı:

Amacımız özümüze ulaşmaktır. Bu Yaradan?ı bilmekten ve Bir?e ulaşmaktan geçer. Bu da Tanrı?yı gerçekleştirme ile olur. Her anın içinde, Yaradan ile ilişki kurulur.

Özgürlük ve Yükümlülükler:

Öz, ?arma?sı gereği  yükümlülüklerini yerine getirdikçe özgürleşir. Erenlerde bu hiçlik kavrayışı olarak ortaya çıkar. Eren Tanrı aşkını içinde yaşar, herkesin içinde mutludur.  Kendini unutur, özgür olur.

3.Olgunluk

Tanımı:

İçsel yaşamı deneyimleyen koşullara göre hareket eder. Ona göre dünya bir sahnedir. Kişinin kendisi bir gizemdir. O görür ama bakmaz. Bedeninde yaşadığı gibi, kalbinde ve ruhunda da yaşar. Etrafı bu kişinin bilgeliğini fark etmeye başlar. Kişi yeniden doğmuştur, doğasında çocukluk göstermeye başlar.

Kuralları:

Sıradan insana gizli olan bu kuralları olgun insanlar görmeye başlarlar.  Bu doğanın ve yaşamın yasasıdır. Aynı zamanda içsel kurallar vardır. Bunlar genişlemiş bir kalp ve uyanmış ruhla anlaşılabilir.

Amacı:

Amacında kesin olmayan kişi henüz kendini bilme yolculuğuna başlamamıştır. Bu yolda sabır ve güveni yok ise ilerleyemez. İnsana güç veren başardığı iş değil, başarma arzusudur. Gerçek güç kazanmaya çalışmakla elde edilmez; gerçek güç haline gelinerek elde edilir. Bu yolda gerekli olan ilk unsur önünde duran amacı gerçekleştirmektir.

Ulaşılması:

Ermişliğe ulaşmak için kişinin odaklanabilmesi ve unutabilmesi, doğru bilgiyi alması ve doğru yöne dönmesi gerekir. Ayrıca dalınç da bulunabilmek ve günlük yaşamı sevebilmek önemlidir.

Yolu:

Tüm bilginin, sanatın, felsefenin, dinin ve edebiyatın temeli ve esasıdır. Dengeli bir şekilde yaşama bakılır. Tanrı herşeyin kaynağı ve amacıdır. Ermişler için Tanrı anlayışı,  kendini tanımaya götüren bir basamaktır.  Bu yol:

  1. Sevgi yoludur, sevgiden ilk öğrenilen şey: Ben değil, sen varsın.
  2. Birliğe götürür.
  3. Tanrıda kendi özünün bilincine varır.
  4. Kendi özünde Tanrının bilincine varır.

Doğası:

Sevgiyi kutsal bilir, kalbinde yaşar, öğrendiğini unutur, daima anlamak ister, gizliliğin neden olduğunu bilir, görünmeyene-bilinmeyene inanır, ileriye dönük yaşar, hakikattan korkmaz, ayrıcalık bilmez, gerçekçidir, yeteneklerinden söz etmez, kazanılmış benliğinden etkilenmez, bildiğini belli etmez, sabırlıdır, affeder, hoşgörü sahibidir, içtendir, gerçeği korur, kendini tanımak için çaba gösterir.

Olgun kişinin doğasını tek tek inceliyoruz.

Kavrayışı:

Gerçeği kavrama sessizlik içinde başlar. Dalınç kavramını anlayıp kişinin kalbine girebilmesi, aklını kullanabilmesi ve eyleme geçebilmesi ile olur. Olgunlaşmak, ermek, öğrenmek yerine, bildiğini unutup uygulamakla olur. Olgun kişi, geceleri Tanrının peşindedir, gündüz de Tanrı onları izler. Onun her düşüncesinde, nefesinde, eyleminde Tanrı kokusu vardır. Onun yüreği herkesden daha yaralıdır. Bu yara tıpkı elmas kesildikçe parladığı gibi, olgun kişilerin de kalbi alev alev yanar. Bu yanan kalp etrafını parlatır, aydınlatır, esrileştirir.

Yaşamı:

Olgun kişi bir bebek gibi doğuştan gelen tavrı ile yaşar. Ölümsüzlüğünü bilir, bunun için özgürdür. Kendisini sezgisi ile yönlendirir. Yargılanmasına aldırmaz. Kutsal kitabı insan doğasıdır. Yaşamı öğrenilenecek okul yapar. Hoş olmayanı düşünmez. Fikre sahip çıkmaz. Mutlu deneyimleri hatırlar.

Bu öğretide olgun kişinin yaşamına bakıyoruz.

4. Öze Yaklaşma

Uyanış:

Kendini bulma yolculuğunda kişi önce geyik gibi hayallerin ardından koşturur. Bir zaman sonra yılan gibi tok gözlü olup, yalnızlıktan hoşlanır. Sonunda zorlukların karşısında duran aslan gibi olur. Kırılmaz, cesurdur, dengelidir, güçlüdür. O güneşin yardımıyla ağaçta olgunlaşan meyveye benzer. İnsanın bu yeteneğine Tasavvufta Farişta haslatı denir. Hindu dilinde bunun karşılığı melek-insan anlamına gelen Deva?dır.

Görünüş:

  1. Dindar: Bu kişi dıştan herkes gibi dindar, içten ruhsaldır.
  2. Felsefi: Dış hayatı dini, iç kavrayışı ruhsallığı haline gelir.
  3. Hizmetkar: Felsefeleri ve dinleri yaşamlarıdır.  Yüreklerinden sevgi taşar, başkalarına hep iyilik yapmakla meşguldür. Bu kişinin içinde iç yaşam, cenneti yaratır.
  4. Gizemli: Gizem içinde yaşar. Dış yaşamı, görünüşü, sözü farklıdır. Doğası budur. Anlaşılması zordur. Onu sadece anlıyanlar anlar, bilenler bilir.
  5. Garip: Dıştan dengesiz, garip, tuhaf görünür. O buna aldırmaz. Onu kalkan olarak kullanır. İçinde çok büyük bir güç vardır. Toplumu, memleketi, kıtaları, ülkeleri yönetir, korur, besler.

Burada bu görünüşleri daha derinden anlamaya çalışacağız.

Bilinç:

Bilincin beş çeşit görünüşü vardır. Bunlar farklı devrelere benzer.

  • Uyanık bilinç
  • Rüya gösteren bilinç
  • Rüyasız derin uyku bilinci:  Hz. Mevlana ?Ah uyku! Kralı krallığından habersiz eden, hastaya hastalığını unutturan,        habisdekini özgürleştiren sensinder? Öz, özgürdür.
  • Tur bilinci: Fizik gözlerin, kulakların yardımı olmadan görünen süzüg alan
  • Ermişlerin Bilinci:   Nirvana veya mukti atalarımızın terimi ile YOQ olmak.

Derin uykuda gibidir, ama bedeni fark eder.

Bu bilinç düzeylerinin derinliğini anlatacağız.

Etki ve Tepki:

Bazılarının verilmiş 3 Tanrı armağanı vardır:

Herşeye rağmen:

  1. İlerliye bilme yeteneği
  2. Cezbedebilme
  3. Kolaylaştırabilme

Tepki: Öze, her etkinin doğasına uygun bir tepki göstererek yaklaşılır. En güzel ve en iyi yol tepkilerin doğru denetilmesi ile ortaya çıkar. İnsan dört şekilde tepki gösterir; eylemle, konuşmayla, düşünceyle ve duygularla. Tepki olarak gelen dürtü ölçülüp, tartılmalıdır. O zaman kişi kuvvetlenir, özüne yaklaştıkça özgürleşir.

Zihinsel Arınma:

Öze yaklaşma öğrenilenin unutulması ile olur. İnanç daha yüksek bir kavrayışa götüren basamaktır. Kendini bulmak için gelenlerin %90?ı sahip oldukları fikrin onaylanması için gelir.

Arınma yolunun adımlarını tek tek inceleyeceğiz:

  • Başkasının görüş açısını görmeye çalışmak,
  • Doğrunun içindeki yanlışı, yanlışın içindeki doğruyu görebilmek,
  • Kendisini olmadığı birşeyle özdeşleştirmemek,
  • Kendisini şekilden kurtarıp, soyutluk duygusu içinde olmak.

5.Ruh Kavramı

Yapısı:

Ruhun kendisi bir gizemdir. Yaratılışta bir dalın üzerinde beliren tomurcuk gibi önce kendini belli eder, sonra da bir çiçek gibi açar. Görünen çiçeğin rengi, kokusu, tadı onun çeşit çeşit giysileridir. Kadim bilgelikte ruhun dörtr kısmı vardır. Güzel Türkçemizde bu ayrı ayrı öz, öztözi, kalp ve tin sözcükleri ile tanımlanmıştır. Bunları tek tek inceleyip Latince kökenli dillerdeki spirit ve soul sözcükleri ile arapça kökenli ruh kelimesinin kadim Türkçedeki bu dört terim ile açıklayacağız.

Süzüg Yüreği:

Atalarımızı kalp, gönül ve yürek terimleri üzerinde duracağız. Kadimlerin neden ?boş gönüle? önem verdiklerini inceleyeceğiz. Kalp, akıl, zeka ve hislerin ruh kavramının içindeki gerçek yerlerine bakıp sevginin gücünü anlamaya çalışacağız. Sevgi, sabır ve bırakabilmenin yarattığı üç nom üçgenin gücünü inceleyeceğiz. Yüreği uyandırmak ve genişletmenin üzerinde duracağız.

Sessizliği:

Ruh sessizliğin içinde konuşur, ses ruhu esir alır. Anlamlar, hisler, düşünceler, sesler ruhu bir kafes içinde tutar. Kişi ancak sessizliğin içine dalabildiği zaman ruh özgürleşir, kendini belli eder. Uyarıların içinde yaşayan kimse sabırsızdır, yalnızdır, bencildir ve içinde korku hakimdir. Bu onu saygısızlığa, terbiyesizliğe, yüzeyselliğe, kendini ve etrafını aldatmaya yöneltir. Dalınç, düşünç ve meditasyon arasındaki farkları anlatmaya çalışacağız. Sezgi yeteneğinin nasıl ortaya çıktığına bakacağız.

Eylemi:

Çoğu insan yaşamındaki eylemlerini kazanılmış benliğinin arzuları doğrultusunda veya başkalarının düşüncelerine göre ayarlar. Eğer bir insan kendi eyleminin kendi özü üzerinde ne etki yapacağını bilirse ve düşünürse gerçek yaşama doğru kendini yöneltir. Bir katil, kanunun elinden kaçabilir, toplumu aldatabilir. Kendi özüne ise gizli değildir. En güçlü yargıç kendi kalbinin içindedir. Kendini bilme yolu öğrenmek değil, uygulamaktır. Düşünceli olmanın, inceliğin, sabırın ve saygının ortaya çıkardığı dörtlü nom gücünü inceleyeceğiz.

6.Kişilik Yapısı:

Gerçek kişilik ve kazanılan kişiliğin yapısını yapan öz, öztözi, ve benlik üzerinde duracağız. Tasavvuftaki dört ana nefis üzerinde duracağız. Emreden, denetleyen, esinlenen ve huzurlu benliklerin gerçek kişilik ve kazanılan kişilik üzerindeki etkilerine bakacağız. Yaşam şeklinin, beslenmenin, düşüncelerin ve hislerin bunlar üzerindeki etkilerine bakacağız. Doğru yaşam, sağlıklı beslenme ve süzüg arınma üzerinde duracağız.

Kazanılan Kişilik:

Kazanılan, gerçek olmayan kişilik Tanrı ile özü arasına sis gibi girer. Bu kişi sevgiyi yeterli bulmaz. Kendi benliğini unutarak başkalarını sevemez. Diğer yandan kendini acındırır, bencildir, yalnızdır, üzgündür ve mutluluğu özler. Kendine güveni azdır.

Gerçek Kişilik:

Bu öz benliğimiz sade, temiz, berrak, canlı ve pırıl pırıl parlayan kişiliğidir. Sevmek onun doğasıdır. Bir?in anlamını bilir, birlik için çalışır. Neşelidir, mesuttur. Kendisi mutluluktur. İnsanın kendini unutması ile ortaya çıkar.

İrade:

İradenin Türkçesi istenç olup, kadimler til-eg (dil-ek) demişler. Kendimizin, özümüzden veya Tanrı?dan dileme gücümüz irademizi yapar. Kadim bilgelikte bu günlük yaşamdaki dileklerimiz, kendini bilme arzusu, hayattaki amacımızı ortaya çıkarmak ve özümüze yaklaşma arzusu olarak dört ayrı derecede açıklanır.

Yaşamın Ahengi:

Yaşam bir senfoniye benzer. Herkesin bu senfonide çalması gereken bir aleti ve parçası vardır. Olgun insan tüm güçlüklere rağmen uygun notayı çalmasını bilir. İnsana yakışan doğasının üzerinde olabilmektir. Bu daha doğaldır. Gözyaşını gülümsemeye, gülümsemeyi göz yaşına döndürebilmelidir. Bunu yapabilmek için insan kendine, ?Yaşam şu anda benden ne istiyor?? diye sorup, ona uymakla olur. Bu yaşamın koşullarına karşı tam uyanmalıdır. Bu öğretide bunun için gerekli olanları konuşacağız.

Kendini Yönetebilme:

Kazanılmış kişiliğimizi yönetebilme, günlük yaşamda en gerekli olanlardandır. Kazanılmış benliğimiz ve kişiliğimiz öz tözimizin yönetiminde olmalıdır. Bu da içe dönebilmeyi öğrenmekle olur. İçe dönüş hoşgörü ve sakinlik ile desteklenmelidir. Kendine hakim olamamak peşin fikir, acele etme, tam dinlememek ve dikkat etmemek ile ilgilidir. Bu sohbette kendi kendimizi en iyi şekilde nasıl yönetebileceğimizi öğreneceğiz.

İlişki:

Her kişisel ilişki özeldir.Üçüncü bir kimse ile karıştırılmamalıdır. Kişisel ilişkide paylaşılanlar kutsal emanettir. Karşılıklı güven ve itimat vardır. Bu sarsılmaz ise kişinin özü Yaradanla ahenk içinde olur. Bu nedenle arkadaştan görülen bir zarar başkasına anlatılmaz. Buna özen gösteren kişi inzivaya çekilip devamlı ibadet eden bir kişiden daha kutsal bir görev yapmış olur. Kendi hatasının açığa vurulmamasını isteyen, aynı şekilde arkadaşının da hatasını açığa çıkartmaz. Olgunlaşmamış kişi kendi arzularını bilir. Olgun kişi ise yükümlülüklerini bilir, yaraları kapatır. İlişkiyi derinlemesine inceleyeceğiz.

İncelik:

İnsanın ruhuna, gönlüne, süzüg yüreğine ve iç boyutuna aittir. Sessizlikte yaşar, basitlikte gelişir. Yaşamın gizemini anlamak için incelik gerekir. Tanrı gizemdir. Bilgisi de gizemdir. İnsanın doğası da gizemdir. Saygı, düşüncelik, hürmet, kibarlık, merhamet, bağışlama incelik ile birlikte ise değerlidir. Ruhsal insanı ahenkli kılan onun algılamadaki ve ifadedeki inceliğidir. Çoğu insan anlamak istemediği için anlamaz; ince olmaya uğraşmadığı için incelik gösteremez.

İnce kişi su gibi akmasını öğrenmiş insandır. Bir nehrin doğal gücü gibi olmuştur. Akan suyun önüne taş çıktığı zaman, onu kırmaya uğraşmaz. Etrafından onu sarar geçer. Eğer bu incelik, naziklik anlaşılmaz ise karşıdakinin dilinden konuşulur. O zaman nehir taşar sel olur. Öz benlik incedir, naziktir. Dış benliğin eğitilmesi gerekir. Dış benlik kaba bir güçtür. Eğitilirse incelir qapa olur, eğitilmesse kabarır. İncelik dış benliğe düşüncelikle öğretilir. Düşüncelik sevginin, hoşgörünün, ahengin ve güzelliğin yaşanması ile ortaya çıkar. Hırs insanın görüş alanından güzelliğin çıkmasına ve insanın kabalaşmasına neden olur.  Nasıl ince bir kişiliğe sahip olabileceğimize bakacağız.

Hoşgörü ve Yakınma:

Aynı yaşam kimisinde hoşgörüyle karşılanır, kimisinde de yakınarak.

Neden şikayet ederiz:

-          Merhamet edilsin veya acınılsın diye olabilir

-          İyi amaçlarımızı başkalarına gösterebilmek için olabilir

-          Kendimizi haklı göstermek için olabilir

-          Daha zeki ve adil görünmek için olabilir

Hep yakınan insan, herkesten herşeyden şikayet ettikten sonra kendinden de şikayet etmeye başlar.

Herşeye hoşgörü ile bakabilme ermişliğin işaretidir. Tanrı, öz, ruh mutluluktur. Ruhsallık gülümseme ile başlar. Neşe can verir, yaşamdır. Özden gelen bir ışındır, etrafını aydınlatır. Hoşgörü ile çiçekler açar, meyvalar olgunlaşır. Asık surat veya şikayet ise ölüme götürür. Bu öğretide hoşgörü sahibi olmanın ve şikayetçi olmamanın sırları üzerinde duracağız.

İş Bitirebilme:

Çoğu insan çok az yaptığı bir iş hakkında yaptığı işten daha çok konuşur. İş sessizlikte bitirilir. Gürültü içinde iş gören insanlar pek az şey başarırlar. Gürültü hareketsiz kalamama ile ilgilidir. Gürültü zorlukları çeker, ahengi bozar. İş bitiren kişi sessizdir, naziktir, sabırlıdır, alçak gönüllüdür, uysaldır.

Nasıl iş bitirilir, bunları öğreneceğiz.

Sorgulama:

Kişinin iki türlü sorgulaması vardır. Biri kendine güvenle, diğeri de güvensizlik ile ilgilidir. Güvenle sorgulamada insana kendini bilmek çabası verir. Güvensizlik içinde yapılan sorgulamada hep başkalarını bilme vardır. Filozofların amacı kendilerini bilmektir, başkalarını değil. Bunlar kişiliğin gelişmesinin iki ayrı devresidir. Bilme arzusu öz benliğe aittir. Başkalarını bilme arzusu ise kişiliğimizin dış boyutuna aittir. Öz benliğin fark edebilmeyi öğreneceğiz.

Dedikodu:

Yaşam bize verilmiş olan bir fırsattır. İnsan bunu kavradıkça önüne çıkan fırsatlardan faydalanır. Yaşamın her anı daha büyük amaç için kullanılmalıdır. Dedikodu, kişinin kendinde kişilik eksikliği yaratır. Kişinin başkasının arkasından söylediği her söz kendi kalbinde yaralar açar. Kişiliğini alçaltır. Dedikodunun sözleri ulaşmayabilir ama hisleri ulaşır. Öz ve Tanrı herşeyi duyar.  Yaşamı en iyi nasıl değerlendirebileceğimizi öğreneceğiz.

Verebilmek:

Verebilmek zenginlik yaratır. Vereceğimiz şey ençok sevdiklerimizden olmalıdır, ve biraz acıtıncaya kadar verilmelidir. Bunu rahatlıkla yapabilen, özüne giden bir yol kurar. Verebilmenin sınırı yoktur, çok çeşidi vardır. Gülümseme, iyi söz söyleme, selamlaşmak, uğurlamak, sıcak el sıkışmak, cesaret vermek, sevindirmek, yemek paylaşmak bunlara örnektirler. Cömert olmayan kimse mutsuzdur, kıskançtır, bencildir, düşüncesizdir, saygısızdır, üzüntü içindedir, sahtedir. Sevgi, saygı ve incelikle verebilmek bunları birer birer ortadan kaldırır. Bu öğretide vermesini öğreneceğiz. Verdikçe, aldığımızı göreceğiz.

Gönül Borcu:

Gönül borcu, şükran olarak bilinir. Gönül borcunun ödenmesi şükretmektir, minnettarlıktır. Gönlümüzde ödenecek borcun birikmesi bizi öz benliğimizden uzaklaştırır. Şükretmek ise bizi özümüze yaklaştırır. Şükreden kimse herşeyin içinde bir güzellik olduğuna, herşeyin özünde sevgi yattığına inanır. O kimse gecenin içinde gündüz, gündüzün içinde de gece olduğunu bilir. Her yaptığı iyiliği hemen unutur. Kendine verilen her bir şeyi de takdir edip hemen karşılık verir. Gönül borcu olmasın diye verileni elinde tutmaz. Burada şükretmenin önemini kavrayıp, hoş gönül içinde yaşamasını öğreneceğiz.

Yaşam Amacı:

İnsan kendi yaşam amacını uygulamak için bu hayattadır. Bu da kadim bilgelikte ?Yaşam oyunudur.? ?Oy? Bra-Türkçe?de kutsal bilgidir. Oy-un da onun ortaya konmasıdır. Hiç kimse oturup seyretmek için gelmemiştir. Herkesin bu ?oyun?da bir görevi vardır. Onu bulup yapmalıdır. Oynamak istemeyen kimse, yaşamın gerçek amacını bilmiyor demektir.  Gerçek amacımızı nasıl ortaya çıkartabileceğimizi öğreneceğiz.

Bekinmek:

Bekinmek, ısrar etmek, ikna etmeye uğraşmaktır. Bu karşı tarafın özgürlüğünü kısıtlar. İnsan kendisi için istediği özgürlüğü başkasına sunabilmelidir. Bu kendi arzularının yerine getirilememesi olsa dahi, kişi başkasını ikna etmeye uğraşmamalıdır. Karşımızdakine kabul ettirmek kaba şekilde olabilir, veya incelik içinde olabilir. Her ikisi de yanlıştır.

İnandırmaya uğraşanın güçlü bir tarafı vardır. Karşı tarafın duygusallığını, inceliğini, sevgisini, iyiliğini  güçlü olan zayıflık olarak kullanabilir. Bu kişiliği gelişmemiş bir insan yapar. Olgun insan karşısındakinin yaşamına saygı duyar, onun özgürleşmesine yardım eder, onu daraltmaz. .  Özgür yaşamın nasıl olduğunu öğreneceğiz.

Benlik:

Benlik, öz benlik olarak bizim ruhsal bir parçamızdır. Öz benlik kendine ?ben? demez. Kendini bir bütün içinde birlikte görür. Bizim iç boyutumuzdur. Kalpte yaşar. Verilmiştir bize. Ben diyen tarafımız ise kazanılmış benliğimizdir. Dış boyutumuzda, kalbin dışında gönlümüzün içindedir. Bu benlik eğitilmez ise kişi kolayca kendini beğenmişliğe kayar, gurura kapılır. Öz benlik gönül bahçemizde bir tohumdur. İyi bakılırsa kişiliğimiz bir an gelir güzel kokulu güller gibi açar, bir an gelir meyva veren ağaç olur.  Öz benlik ve kazanılmış benlik kavramlarını öğreneceğiz.

Doğal Basamak ve Astroloji:

Yaşam gizemdir. Bu gizemin bir ucu doğal basamak şeklinde ruhsal hiyerarşiyi yapar. Diğer bir ucu da astrolojiyi. Kadim atalarımız gök bilimlerinin sırları üzerinde derin çalışmalar yapmışlar. Güneş,  ay, gezegenler, yıldızlar bir yanda, Resul, nebi, veli, ata, eren, ermiş kutup diğer yanda yeryüzü ve gökyüzü güçlerini temsil ederler. Bu gizem, yaratılışın sırrını taşıyabilenlere yaşam oyunu gibi adım adım her bir basamakta açılır.  Astrolojiyi nasıl kullanabiliriz ona bakacağız.

Saygın Olmak:

Saygın kişi olma, öz benliğe aittir, doğamızın içindedir. Kazanılmış benliğimizin eğitilmesi ile kendini belli eder. Bu kişide kendini ağır başlı, haysiyetli ve olgun olarak gösterir. Diğer yandan gamsızlık, hoppalık, sorumsuzluk kişiyi saygınlıktan uzaklaştırır. Kendisine saygısı olmayanın başkasına da saygısı olmaz. Boş testi hafiftir, içi dolu olan ise ağırdır. Bu ağırlığı bilgelik verir. Yaşamını ileriye götürmek isteyen kimseye onun ağırlığını taşıyabilecek araç gerekir.  Nasıl saygın bir kişi olunur, bunu öğreneceğiz.

Söz ve Öz:

Özümüzden gelen sözümüz şerefimizdir. Bunun için kadim Türkçemizde öz, sarılıp sarmalanır söz olarak kendini belli eder onun için öz sözünün önüne ?s? harfi konunca söz olmuş. Ağızdan çıkan sözün ikinci odağımızdan gelmesi, üçüncü odakta şekillenmesi, dördüncü odakta seslensirilmesi gerekir. Bu nedenle verilen söze saygı duyulur. Sözünde durmayan kimse kendi öz güvenini yitirir, kalbi yaralanır, kişiliği zedelenir, kendine hakim olamaz. Sözümüzde durmanın, gerekli sözü söylemenin önemini anlatacağız.

Cana Yakınlık:

Bu bir sevecenliktir. Kazanılan kişiliğimiz eğitilerek öz benliğimize yaklaşır yaklaşmaz kişide sevecenlik, zariflik, sıcak kanlılık, cana yakınlık görülmeye başlanır. Cana yakın olan kişi bu asil niteliğini belli etmeden önce, kendini kendi gözlerinden bile saklamaya çalışır. Büyüklük taslamaz, verecendir, incedir, kibardır, sevecenlik verebilmek ile ilgilidir. İçinde hoşgörü, saygı, sabır ve af edebilme bulunur.  Nasıl cana yakın bir kimse oluruz, onu inceleyeceğiz.

Yaşamın Değeri:

Yaşamın değerini bilen kendini kontrol edebilir. Böyle kişiler mutludur, başarılıdır, kayıtsızdır, özgürdür. Kendilerine hakim olmayanlar ya çok kızgındırlar, ya da çok geçirgendirler. Yaşamın değerini kavrayan konuşmada, düşüncede, eylemlerde incelik gösterir. Yaşamın değeri kişinin sağlığını koruması ve zamanını iyi kullanması ile orantılıdır.  Yaşamın değerini nasıl kavrayabiliriz, bunlara bakacağız.

Doğruluk:

Doğruluk kişiyi kalbindeki tapınağına götürür. Onu güçlendirir, inceltir, sevecenleştirir, cana yakın yapar. Kişi kendine hükmedebilir, özüne ve Yaradan?a yaklaşır. Doğruluk ile öz benlik açığa çıkar. Bunun için kişi sadece kendini yargılamalı, bencil olmamalı, başkalarını yargılamamalı ve hep güzelliği görüp hoşgörü sahibi olmalıdır.  Doğruluğün önemi üzerinde durup,  nasıl doğru yaşanır buna bakacağız.

Duyarlılık:

Yaşamın ahengini görebilmek için insan kendini duyabilmelidir. Kendini duyan doğanın sesini de duyar, herkesin kendine ait bir notası olduğunu hissetmeye başlar. Kişinin incelleşmesi yaşamın bir sevgi, ahenk ve güzellik olduğunu farketmesiyle başlar. İncelen kimsenin duyarlılığı artar. Uygun anda söylenen söz veya yapılan eylem veya uygun olmayan anda söylenmeyen bir söz ve yapılmayan eylem yaşamın müziğinde dans etmeye benzer. Bu da duyarlılığın geliştirilmesi ile olur.  Bu öğretide yaşamın müziğini duymaya çalışacağız.

Davranış:

Kişiyi erdemliğe yükselten davranış arkadaşça olmalı, kendiliğinden özveriyle verilmelidir. Kişinin keskin gözlemi ile ortaya çıkar ve kişi gücü dahilinde herşeyi yapmaya ve vermeye çalışır. Böyle bir davranış kişide asilliği ortaya çıkartır, kişiyi anlayışlı ve erdemli yapar.  Davranış şekillerine bakıp, erdemli olmanın yollarını inceleyeceğiz.

Uzlaşma:

Bilgelik ile olur. Amacımız doğa, toplum ve Yaratan ile uyum içinde olarak özümüze ulaşmaktır. Bu da Bir?i anlamak ile olur. Birliği anlamak için sadece bilgelik değil aynı zamanda hoşgörü ve geniş kalplilik gerekir. Bilgelik doğrunun içinde yanlış, yanlışın içinde doğru olduğunu fark etmekle olur. Kişi bilir bilmez gibidir. Duyar duymaz gibidir. Görür görmez gibidir. Çok şey söyleyebilir ama söylemez. O zaman herkesle uzlaşması kolaylaşır.  Uzlaşmanın önemini kavrayıp, uygulamasını öğreneceğiz.

7.Kendini Bilme Yolu

Yolculuk:

Sadece ileriye doğru atılmış doğru bir adımdır. Yolculuk için cesaret ve umut gerekir. İnsan nereye gittiğini bilmez. Fiziki yaşamda etrafımızdaki şekilleri ve isimleri seyrederek ve bilerek yolculuk ederiz. Bu yolda duyularımızla iletişim kurmadan yolculuk ederiz. Herkesin bir inancı vardır çocukluktan öğrendiğimiz. Bu yolculuk ondan farklı gibi görünür.

Bu yolculuğun on iki bölümü vardır. Bunların dört aşaması vardır. Öğretmenle başlanılan yolculuk özün uyandırılması ile sonlanır. Son üç bölümün her biri bir hayret basamağıdır.  Kendini bilme yolculuğunun ne demek olduğunu öğreneceğiz.

Anlamı:

Kendini bilme ruhsal açılımdır. Bu yolda öğrenciden istenen içtenlik, sabır, uygulama ve hoşgörüdür. Uygulama canlandırır, şüphecilik ise ölüme götürür. Üç ayrı uygulama bu yolun anlamını tatlandırır. Bunlar dalınç(meditasyon), düşünç(tefekkür), ve yükünçdür.(kişiye ve kişiye uygun yoga) Tüm bunlara anlam veren tek bir yasa vardır o da ?içtenlik?dir. Üç ayrı uygulamayı nefes bilimi birleştirir. Bu yolun anlamı nefes ile kalbe açılır. Bu yolun anlamını tattıran diğer bir yöntemde sessizliktir.   Kendini bilmenin ne olduğunu öğreneceğiz.

Gerekli Olanlar:

Bu yolda kişinin cesareti, sabrı, düzenliliği, özverisi, güveni ve doğru amacı olması gerekir. Güvenç öğretmen-öğrenci arasında şeffaf olmayı, yolculuktaki gizeme, doğal basamağa ve öğretilere saygılı olmayı gerektirir. Kişi bu yolculukta öğretmen, aile, toplum ve diğer öğrenciler tarafından sınanacağını bilmelidir. Öğrenciliğinde öğretileri kabullenebilme, özümleyebilme ve öğretilerin içine dalabilme gibi yolculukta gerekli olan üç aşaması vardır. Kendini bilme yolunda size ne gerekiyor, onları inceleyeceğiz.

Öğretmen-Öğrenci İlişkisi:

Öğrenci bilmediği bir yolda adım atmaktadır. Etrafındakilerin bilmediği bir yoldur bu. Başkalarını taklit değildir. Bu arzu öğrencinin içinden gelir. Küçük bir çocuk gibi kişi uygular bunu.

Bu yolculuk fizikte deneyimlendirilmemelidir. Öğrenci ile öğretmen kopmayacağı bir ilişkide olur. Amaç dostluğun sürekli olmasıdır. Öğretmen eksikliğini öğrencinin bağlılığı ile giderir. Öğrenci de eksikliğini öğretmenin güveni ile.

Öğrenci-öğretmen bağlılığı bir ülküyü gerektirir, bu da sufilerce Tanrı ülküsüdür. Öğretmen öğrenciye gerçek insanı tanıtır. Öğretmen kendi inandığını öğrenciye zorla kabul ettirmeye uğraşmaz. Bu ilişkinin önemini kavrayıp, nasıl uygulanacağını öğreneceğiz.

Öz Benliğin İncelenmesi:

Bu ruhun arınması ile olur. Gönlümüzdeki iyilik deposunu besledikçe kalbimiz genişler. Güzellik karşısında kimisi güzelliği taşlar, kimisi de güzelliği görünce coşar.  Coşmak için kişisel duygunun geliştirilmesi gerekir. Ruhsal ilerleme için görüş açısının değiştirilmesi gerekir. Yaşam gizemdir, basitliğin içinde açılır. İnsan kendi iç dünyasını incelemelidir. Hiçbir kitap insanın kendi doğası kadar ilginç değildir. Gerçeği herkes kendi öğrenir; kimsenin bir başkasına öğretme yeteneği yoktur. Öğretmen öğrenciye özünün bildiği, zihninin unuttuğunu hatırlatır.  Öz benliği anlamaya çalışacağız.

Öze Doğru Dönebilme:

Öze doğru dönebilme bazılarında doğal olarak olur, bazılarında bir öğretmenle, bazılarında da yaşamın ittirmesiyle olur. Özün üzeri üst üste örtülerle örtülmüştür. Her bir örtünün kaldırılması bizi öze doğru adım adım yaklaştırır. Bu sürecin sonu kişiyi hayret derecesine yükseltir. Herkes hayret etmez kimisi kayıtsız kalır, sıkıcı bulur; kimisi de özgürlüğün içinde kayıp olabilir. Yolculuğun son kısımlarında kalp kadeh olur, içindeki de şarap; onu kaldırıp içebilen sarhoş olup yola devam eder. Öze giden yolu inceleyeceğiz.

Gerekli Nitelikler:

Beş nitelik yolcuya yoluna devam ettirir. Yolcu bir anne gibi kendi özünü sevebilmeyi öğrenmelidir. Bunun için de önce öğretmenine güvenmesi gerekir. İkincisi kazanılmış benliğinden vazgeçebilmeli, fedakarlık yapabilmelidir. Bir diğer bitelik öğrencinin öğrendiklerini uygulamasıdır. Ardından öğretmenine dair içsel düşüncesini dışa çevirebilmelidir. Son olarak da öğretmenin her verdiğini herkese verebilmelidir.  Bu nitelikleri uygulamasını öğreneceğiz.

Yolcular:

Kendini bilme yoluna girmek isteyen dört çeşit yolcu vardır.

Bir kısım yolcu, ?Daha önce başkasından öğrendim; şimdi de size geldim? der.

Diğer bir kısım yolcu, ?Bu öğretmenden ne alabilirsem alayım, sonra istediğim gibi kullanırım?der.

Üçüncü gurup, ?Bana herşeyi öğret, fakat ben henüz bu yolun bana faydalı olup olmayacağını bilmem?der. Bu üç gurup yolcu eninde sonunda yolda kalır. Hazır değildir. Yolculuğa çıkmaması onun için daha iyidir. Son gurup kalbini gerçekten açmak isteyen kimsedir. Kendini aç hisseder. Öğretmenine güvenir, onu sınamaz. Gerçek yolcu nasıl olunur, bunu inceleyeceğiz.

Yolcunun Tavrı:

Bu yolun yolcusu ümitlidir, yüreklidir, inanmışdır, içtendir, ciddidir, şüphesizdir. Kişi doğal olarak ilerleyip ilerlemediğini, başkalarının ne düşündüğünü ve gerçek ülküsünün ne olduğunu merak eder. Daha korkusuzdur, mutludur, güçlüdür, huzurludur, anlayışlıdır. Şüphe etmez ama ilhama, esinlenmeye açıktır. Hint Atasözü: ?Tavır doğru ise herşey doğru olur.? der. Doğru tavrı nasıl kazanıp, uygulayabiliriz? Bunları öğreneceğiz.

Yeni sınıf için formu doldurunuz: www.jupiterdanisma.com/etkinlikler


Op. Dr. Mehmet Kasım CV

Diplomate, American Board of Obstetrics and Gynecology (ABD)
Associate Clinical Professor, USC, CA (1980?1984)

1973 yılında Hacettepe Tıp Fakültesi´nden mezun olan Dr. Kasım, 1973?74 yılında Genel Cerrahi eğitimini Yale Üniversitesi St. Raphael Hastahanesi´nde, 1974?78 yıllarında ise Kadın Doğum ihtisasını Chicago Tıp Fakültesi Cook County Hastahanesi´nde tamamladı. Bu tarihten sonra 1978?1984 seneleri arasında önce Chicago Tıp Fakültesi´nde daha sonra USC (University of Southern California) Tıp Fakültesi´nde Öğretim Üyesi (Associate Clinical Professor) olarak görev aldı.

1980 yılında Amerika´da Güney Kaliforniya Los Angeles Sağlık Müdürlüğü´nün Kuzey bölgesi Doğum Hizmetleri Koordinatörlüğüne getirildi. 1982?2008 yılları arasında özel kliniğinde çalışan Dr Kasım, 1990?2010 yılları arasında homeopati gibi tamamlayıcı doğal tıp dalları ve Dr. İbn?i Sînâ´nın sağlık düzengisi üzerine çalışmalar yaptı. 2007 ve 2008 yıllarında Kaliforniya American University of Complimentary Medicine ve Medicine Buddha Healing Center´da, 2008?2009 yılları arasında ise Dr. Vasant Lad´dan Amerika´nın New Mexico eyaletinde Ayurveda eğitimi aldı.

2006?2010 yıllarında Dr. Ziya İnayet Han ile New York Sufi Academy´de 4 senelik esoterik eğitimini tamamladı. Halen Sufi Order International´da Temsilci olarak hizmet veren Dr. Kasım, 2010 yılında Yükünç Sağlık Hizmetleri Eğitim ve Araştırma Vakfı´nın kuruluşuna katıldı.

Amacı Doğu ve Batı tıbbını birleştirerek hastalarına uygulamak ve bilinçli yaşamı öğretmek olan Dr. Kasım, bu konularda seminerler vermekte, hasta kabul etmektedir.

Yükünç Vakfı web sitesine ulaşmak için tıklayınız: www.yukunc.org.tr 

0 532 497 70 88 / 0 216 386 1039 / iletişim@JupiterDanisma.com